ÖMER TARIK YILMAZ

Tarih: 07.03.2026 06:53

Savaşın Yeni Safhası: Sorumlulukların İhlali ve İnsanlığın Yitimi

Facebook Twitter Linked-in

Beyrut ve Tahran’a yönelen saldırılar ile İran’ın “uçak gemisine füze” iddiası, bölgesel istikrarı tehdit etmekle kalmıyor; uluslararası hukuku, insani vicdanı ve aklı da aşındırıyor.

Bir ulusun silah tercihleri, güvenlik kaygılarıyla şekillenir; ama bir bölgenin geleceğini değiştirecek adımlar, salt askeri hesaplarla meşrulaştırılamaz. Son günlerde İsrail kaynaklı saldırıların Beyrut ve Tahran’a yönelmesi ve İran’ın “uçak gemisine füze saldırısı düzenlendi” iddiası, sadece atılan roketleri veya patlayan mühimmatı değil, aynı zamanda uluslararası normların, bölgesel istikrarın ve temel insan onurunun zedelenmesini simgeliyor. Bu tür eylemler, tarafların yalnızca birbirine zarar vermesine değil, masum sivillerin canına, altyapıya, diplomatik kanallara ve geleceğe yönelik umutlara zarar verir.

Kınamak gerekiyor; çünkü saldırıların hedefleri ne kadar stratejik görünse de sonuçları çoğu zaman plansız, düzensiz ve trajiktir. Savaş hukukunun temel ilkeleri —ayrım gözetme, orantılılık, gereklilik— bu tür çatışma tırmanışlarında en çok ihlal edilenlerdir. Bir uçak gemisi gibi askeri hedefler sembolik olabilir; ancak civardaki sivil denizcilik trafiği, liman operatörleri, bölgede seyreden balıkçılar ve sivil altyapı için risk oluşturur. Beyrut ve Tahran’a yönelik saldırılar ise direkt olarak kent hayatını hedef almış; sağlık tesislerine, elektrik ve su altyapısına erişimi sekteye uğratma riski taşıyarak, çatışmanın kapsamını genişletiyor.

Tarihin öğrettiği bir gerçek var: silahlar sessizliğe değil, daha fazla ses ve kaosa yol açar. Bölgede her yeni saldırı, misilleme döngüsünü besler; aktörler arasında güvensizlik pekişir; diplomatik çözüm yolları tıkanır. İran’ın iddia ettiği gibi bir “uçak gemisine füze saldırısı” gerçekleşmişse bile, bunu provokasyon araçlarına dönüştürmek, bölgesel büyüklükte bir çatışmayı tetikleme riski taşır. Uluslararası toplumun görevi, iddiaları doğrulamak ve şeffaf soruşturmalarla gerçeğe ulaşmak olmalıdır. Kesinleşmemiş iddialar üzerinden hemen suçlama ve karşılık stratejileri geliştirmek, kontrolsüz bir tırmanışa davetiye çıkarır.

Bu noktada ulusal güvenlik söylemlerinin ardına saklanmak kolaydır; fakat gerçek sorumluluk, tırmanmayı durduracak adımları atmaktır. Liderler, askeri seçenekleri konuşurken aynı zamanda arabuluculuk kanallarını, acil ateşkes mekanizmalarını ve insani erişimi garanti altına alacak girişimleri de acilen işletmelidir. Saldırıların siviller üzerindeki etkisi ölçülmeli; yaralıların, evlerini kaybedenlerin, hastanelerin durumuna ilişkin bağımsız raporlamalar sağlanmalıdır. Uluslararası hukukun ve savaş kurallarının gözardı edilmesi, sadece mağduriyetler yaratmakla kalmaz — gelecekteki barış imkânlarını da yok eder.

Medyanın rolü burada kritik: Tarafsız, doğrulanmış bilgi sağlamak, propaganda ve dezenformasyona zemin vermemek, kamuoyunu soğukkanlı ve sorumlu bir şekilde bilgilendirmek esastır. Hızlı, teyitsiz ifadeler halkı kışkırtabilir; bu da sokakları, diaspora topluluklarını ve dış politika baskılarını etkileyebilir. Gazeteciler ve editörler, doğrulama zincirini sıkı tutmalı; iddiaları, kaynaklarını ve olası zararları dikkatle değerlendirmelidir.

Uluslararası aktörlerin müdahalesi gerekiyorsa, bunu askeri müdahale değil; yaptırım, diplomasi, BM mekanizmaları ve bağımsız soruşturmalar yoluyla yapmalıdırlar. Bölgesel örgütler, büyük güçler ve sivil toplum, tansiyonu düşürmek için koordineli çalışmalı. Bu, sadece anlık kriz yönetimi değil; uzun vadeli bir güvenlik mimarisinin inşası için zorunludur. Bugünkü sorunu yok sayıp ertesi gün daha büyük bir çatışma ile yüzleşmek, hiç kimseye fayda getirmez.

Ayrıca, iç politikaların bu tür dış saldırıları meşrulaştırmak için bir araç haline getirilmemesi gerekiyor. Savaş söylemleri, seçim hesaplarına hizmet etmemeli; ulusal konsensüs, şeffaf bilgi paylaşımı ve parlamenter denetim, kriz yönetiminde öncelikli olmalı. Medeni toplumun sınavı, zorlu anlarda bile hukuku, insan haklarını ve insan hayatını en yüksek değerler olarak savunabilmektir.

Sonuç olarak: saldırıları kınıyorum. Her iddia, şeffaf ve uluslararası standartlara uygun şekilde soruşturulmalı; sorumlular hesap vermeli; masumların acısı hafifletilmeli. Bölge aktörleri ve uluslararası toplum, kısa vadeli askeri kazanımların peşinde koşmak yerine, tırmanmayı durduracak, güveni yeniden inşa edecek ve insan güvenliğini merkeze alacak adımlar atmalı. Aksi halde bugün atılan her mermi, yarın daha büyük bir trajedinin mayını olacaktır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —
G-H1BEN5KZ8N