İSTANBUL (AA) - Son yıllarda küresel ölçekte etkisini artıran LGBTQ lobilerinin amaçlarını, işleyişini ve etki alanını ele alan ve 6 bölümden oluşan yapım, çağın en çok tartışılan başlıklarından birine eleştirel bir perspektif sunuyor.
Yapımcı Eyüp Gökhan Özekin ve yönetmenlerden Erkam Bülbül, belgeselin nasıl ortaya çıktığını, amaçlarını ve başta cinsiyetsizleştirme olmak üzere, var olan sorunlara dikkati çekmek istedikleri belgesel hakkında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Özekin, belgeselin odağında çocuklar olduğunu vurgulayarak, dünyada genel olarak çocuklara ilişkin koruma refleksinin arttığını dile getirdi.
"Böyle bir belgeseli yapan firmanın, Hollywood'da barındırılma ihtimali yok"Farklı siyasal fikirlere sahip insanların bu noktada ortaklaştığının altını çizen Özekin, "Muhalif ve ateist bir akademisyen arkadaşım var ve bana, 'Evde sadece TRT Çocuk izliyoruz.' dedi. Çünkü diğer çocuk kanallarının, çocukları alttan alta bir yerlere sürüklediğini fark ettik. Dünyada aile değerlerine dair, her toplum, kültür ve inançtan hassasiyet yükselmeye başladı. Biz de bununla alakalı bir çalışma yapalım istedik." dedi.
Özekin, "Gökkuşağı Faşizmi" isminin eşcinsellik ve cinsiyetleştirmeyle ilgili faaliyet gösteren lobilere atıfla seçildiğini aktararak, şunları söyledi:
"Bu insanlar son derece tahammülsüz. Belgeselde uzmanlar haricinde konuşanların çoğu, bir şekilde LGBT atmosferinin içine dahil olmuş insanlar. Onlar bile bu yapının ne kadar 'faşist' bir klan olduğunu biliyor. Dolayısıyla hem kendimiz hem belgeselde konuşan akademisyenlerin maruz kaldığı 'linç kültürü' üzerinden faşizm kelimesinin çok isabetli bir tercih olduğunu görmüş olduk."
Belgesele yönelik tepkinin bekledikleri bir durum olduğunu sözlerine ekleyen Özekin, "Özellikle Batı ve Amerika'da, böyle bir belgeseli yapan firmanın, örneğin Hollywood'daki herhangi bir dizi ya da film sektöründe barındırılma ihtimali yok. Bu tür bir yapımda konuşan akademisyenin mesleğini icra edememe ihtimali var. Faşizm, Batı'da çok daha yaygın bir durumda. Biz, direnç hattını kendi sınırlarımızın dışına koyduk." şeklinde konuştu.
"Onlara sevimli, sempatik bakmayan herkes homofobiyle suçlanıyor"Eyüp Gökhan Özekin, belgeselde dile getirilen baskı ve faşizmin bütün sektörlerde bulunduğunu, sinema ve televizyon dünyasında ise söz konusu baskının görünür olmayan bir şekilde işlediğini dile getirdi.
Zikrettiği baskılara dair örnekler veren Özekin, şöyle devam etti:
"Bu durum sporla ilgili konsol oyunlarına bile artık girmiş durumda. Çok sevdiğiniz bir oyunun devam serisinde yeni bir oyun çıkartıyor ve sizin karakteriniz bir eşcinsele dönüşüyor. Örneğin 'La Casa de Papel' diye beğenerek izlediğimiz bir dizi vardı. İlk iki sezonu İspanya Televizyonu tarafından yapıldığı için dizideki rolleri 'normal insanlar' paylaşıyordu. Dizi Netflix'e geçti ve karakterlerin yarısı bir şekilde eşcinsel oldu."
Propagandist dil kullanmaktan kaçındıklarını aktaran Özekin, belgeselde, farklı uzmanlar ve inanç gruplarının ortaklaştığı bir durumu dile getirmeye çalıştıklarının altını çizdi.
Özekin, belgeselin toplumsal cinsiyet meselesinde kadim değerlerin yanında durduğunu dile getirerek, "Belgesel, kadim olan aile tanımlaması her neyse onu savunuyor. Nedir onlar? Evrim teorisinden, Roma, İslam, Yahudi ya da Hristiyan hukukuna kadar bütün kadim öğretilerin ortaklaştığı, kadın ve erkek merkezli ailelerin ve onları kurduğu medeniyetlerden oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla doğal olan her neyse belgeselin durduğu yer de tam olarak orası." diye konuştu.
"Avrupa'da neredeyse hiçbir akademisyeni kamera karşısına oturtamadık"Erkam Bülbül ise belgeselin hazırlık sürecinin yaklaşık 2,5 yıl sürdüğünü, öncelikle yerelde yapılan çalışmalara odaklandıklarını söyledi.
Türkiye'nin aile yapısının korunmasıyla ilgili hassasiyetine vurgu yapan Bülbül, "Dünyada konuyla ilgilenen 200'den fazla akademisyen listelemiştik. Karşılaştığımız temel sıkıntı ise belirlenen isimlerin bize görüş vermek istememeleriydi. Özellikle Avrupa'da neredeyse hiçbir akademisyeni kamera karşısına oturtamadık. Amerika'daki iklim ise biraz daha rahat. Oysa Avrupa bu konuda çok daha faşist bir yerde duruyor." şeklinde konuştu.
Bülbül, büyük sermeye sahiplerin "yeni bir dünya düzeni kurmak" istediklerine işaret ederek, "Bu fikri hayata geçirebilmeleri için önce mikrokültürü bitirmeleri gerekiyor. Mikrokültürün en büyük dayanağı ise aile. Öte yandan bizler ruhsal olarak aidiyet arayan insanlarız. Aile ve mikrokültürdeki aidiyetimizin bittiği noktada, 'cinsiyet aidiyeti' denen yere ulaşmış oluyoruz. Şu anda neoliberalizmin ayaklarından birini, LGBT ve bunların benzeri lobilerin faaliyetleri oluşturuyor." dedi.
Cinsiyetsizleştirme politikalarının işleyişine dair önemli bir örneğin Güney Kore olduğunu vurgulayan Bülbül, şunları aktardı:
"Büyük Asya Krizi'nden sonra Batı, Güney Kore'ye yardım yapıyor ama karşılığında kültür politikalarını ele almak istiyor. Bunun, muhafazakar Kore toplumunda çok büyük etkileri oluyor. Bunların başında 'K-pop' geliyor. Bu, Mısır, Pakistan ve Türkiye gibi muhafazakar Doğulu toplumlarda satışa sunulmuş bir algı. Biz Batı'dan gelen olguları bir defansla alıyoruz ama aynı akım Güney Kore gibi Doğulu bir kültürden gelince durum farklı oluyor. Aynı cinsiyetsizleştirme politikası daha muhafazakar bir sosla bizlere sunuluyor."
"Batı, bize her 50 yılda bir uygarlıkla ilgili bir fikir dayatıyor"Bülbül, cinsiyetsizleştirme ve nüfus politikalarını devreye koyan lobi ve gruplarının hedeflerinde, "Tanrı'nın yarattığı düzeni başka bir şekilde dizayn etmek" olduğunu dile getirdi.
Kur'an-ı Kerim'deki 'Lut' kıssasının bu konuya dair doneler içerdiğini aktaran Bülbül, "Kıssada Lutiliğin kendisini değil, onun özendirilme ve teşvik edilmesine karşı bir duruş var. Batı medeniyeti için aynı şeyi söyleyemem. Onlar kendi kadim değerlerine döndükleri zaman daha ojenist bir yere, örneğin 'cadı avı' gibi noktalara varıyor. Yahudiler ve Budistler'de de direkt ölüm cezası vardır. Bizim toplumumuzda ise bu yok. Fıkhi kaynaklarımızda 'hünsa', yani 'intersex' diye adlandırdığımız tıbbi bir gerçeklik bulunuyor. Bunun için fıkhi çözümler üretilmiş." bilgilerine yer verdi.
Erkam Bülbül, varolan soruna ilişkin Batı'daki çözüm yollarına dair değerlendirmelerde bulunarak sözlerini şöyle tamamladı:
"Meseleye dair bizim toplumumuzda bir çözüm bulabiliyorum ama Batı için bir çözümü bulabildiğimi söyleyemem. Batı, bize her 50 yılda bir uygarlıkla ilgili bir fikir dayatıyor. Bugün bize 'modern uygarlık' adı altında LGBT ile ilgili fikirleri satmaya kalkıyor. 'Benden misin, değil misin?' gibi bir bakış açısını orada çok rahat görebildiğimizi söyleyebilirim. Oysa kaynaklarımıza dönüp, söylemimizi oluşturduğumuzda, kendimizi hem Hristiyan Batı'dan hem de Yahudilik'ten farklı bir şekilde konumlandırabiliriz."
Muhabir: Ümit Aksoy